Yeni Sayfa 3

 

III.Ur (Yeni Sümer)  Sanatı- (M.Ö. 2050? – 1950?)
 

 

Bir İran halkı olan Guti’ler Mezopotamya’dan atıldıktan sonra, Akkad çağından önceki Sümer geleneklerinin canlanmağa. başladığı görülür. Yeni Sümer çağında halk aslında Akkadlaşmış durumdadır. Dilleri de Akkadça’dır. Sümerce yalnız bilginlerin ve din adamlarının kullandıkları bir dil olmuştur. Guti’lerin zamanında Lağaş’ta din adamı ayni zamanda kral olan Gudea. Bu kralın yaptırdığı tapınaklar hakkında ayrıntılı bilgilere sahibiz. Ur’un 3. Sülâle kralları, tanrılaştırılmış kişilerdir.

Bütün Mezopotamya’da bir inşaat sevgisi başlamıştır. Krallar, barışçı ve tapınak yaptırıcısı olarak belirirler. Askeri hareketleri hakkında bilgimiz yoktur. Çalışmalar yaratıcı değildir. Bütün çalışmalar, Eski Sümer ve Akkad kültürünün buluşlarına dayanır. Yaratıcı fikir kıtlığına rağmen, bugüne dek kalan birçok yazılar hep bu Yeni Sümer Çağı’ndandır.

Akkad egemenliğinin sona erişi, aynen Cemdet-Nasr’ın sonuna benzemektedir. İmparatorluğa bağlı halkların daimi isyanlarıyla zayıflayan Akkadlar, aynı zamanda birçok savaşlarla askeri güçten düşmüşler ve barbar bir dağ halkı olan Guti’lerin saldırısına uğramışlardır. Cemdet Nasr, Mezopotamya’ya gelen Sümer kavimlerinin istilalarıyla ortadan kalkmıştır. Guti’ler geldikleri zaman Mezopotamya’da Sümer ve Akkad kültürü kuvvetli olduğundan hiçbir kültürel varlık gösterememişlerdir. Yalnız bu devirden kalma beceriksizce yapılmış mühürlerin, Guti’lere ait olabileceği düşünülmektedir. Bu mühürlerdeki tasvirler kaba ve primitiftir.

Guti’lerin ülkeden sürülüşünden sonra, Sümerlerin Mezopotamya’ya egemen olduklarını ve dolayısıyla onlara ait kültürlerin özelliklerini görüyoruz. Bu çağda Sümer sanatı belirli bir mükemmelliğe ulaşıyor. Sümerli ait olan özellikler: ciddi, cepheden anlatım, elbisenin kitle halindeki vücut duruşunu, verişi, blok biçimlendiriliş (bilhassa belden aşağı kısımlar), sakin duruş, ifadesiz yüz, ve hiçbir saldırgan ifadenin heykellerde görülmeyişidir.

 

 

 

 

Biz bütün bu özellikleri, Gudea’nın oturan ve ayakta duran heykellerinde görüyoruz. Heykel anlatımında katılık, bilhassa yüz ve vücutda görülmektedir. Figürlerin diyorit taşından elde edilmiş olan cilalı yüzeyi, şişirilmiş form etkisi yapmaz. Ellerin göğsün altında kavuşturulmuş biçimde gösterilmesi, bir tapınma duruşunu temin için olduğu, kabul edilmektedir. Akkad heykel sanatına oranla bu figürler, tahta gibi hareketsiz olup kukla etkisi yapmaktadırlar

 

Rölyeflerde derinlik belli edilmemiştir. Ancak figürlerde üç buutlu heykel özellikleri vardır. Sakallar blok görünüşlü olup aşağı doğru uzamaktadır. Rölyef konuları da Akkad çağına oranla değişmektedir. Savaş ve zafer sahneleri, hemen hemen tamamen ortadan kalkmıştır. Egemen konu, eski bir Sümer motifi olan, “oturan tanrı” tipidir. Lagaş’da bulunmuş bir dikili taş üzerinde, Eski Sümer rölyeflerinde tanıdığımız, büyük bir harp (müzik aleti) çalan adam motifi görülmektedir. Elinde vazo tutan tanrıçalar da rölyeflerde konu olur.

Mühürlerde de Yeni Sümer çağına kadar çok sevilmiş olan kuvvetli insan ve boğuşan hayvan motifleri ortadan kalkar. Kahraman insan motifi benimsenmediğinden, çıplak vücut anatomisi ile uzuvların ayrıntısına inen parçalı görünüşü önemini kaybeder ve elbisenin blok formu ortaya çıkar. Elbise, vücudu boyuna kadar örter. Ve yalnız bir kol ile bir omuz açıkta kalır. Tanrılarda ve tanrıçalarda, gene eski bir Sümer geleneği olan hayvan postu, elbise ya da manto görülür. Plastik heykel anlatımı, kişisel karakter, heykellerde görülmez ve elbisenin altından vücut kendini göstermez. Eteklerde, aynen Mısır heykellerinde olduğu gibi yazı motifleri önem kazanır. Süslü ve dekoratif anlatım, Eski Sümer Çağında (Ur’da) görülmüştü. Yeni Sümer Çağı’nda da ayni değerler kullanılır. Mimari çalışmalar hızlanır. Heykellerde normal figür ölçüleri araştırılır. Kralları mimar olarak gösteren heykeller ortaya çıkar. Gudea iki kez mimar olarak gösterilmiştir.

Yapılan binaların duvarlarına, tesisin yapılışını gösteren rölyef plaklar yerleştirilmesi gelenek halini alır. İmar, hükümdarlara yakışan bir görev olarak kabul edilir. Yazıt plaklarında görülen figürlerin önündeki, üzeri yazılı çiviler, binaların temel atılışı ile ilgili olarak kabul edilmektedir. Bu çivilerin başları çeşitli motifler halinde gösterilmektedir. Örneğin, çivinin başı, bazı eserlerde iki kolu yukarda, başının üzerinde bir çanak taşıyan kızlar haline sokulmuş ve kızın etekleri aşağı doğru bu çivinin bünyesi ile kaynaştırılmıştır. Tanrılar, bu çiviyi önlerinde tutmaktadırlar.

Dekoratif bir anlayış ile yılanlar, canavarlar ve köpek başları işlenmiştir. Bütün bu özellikler, Sümer sanatının yeniden doğuşunu gösterir. Fakat biz Yeni Sümer Çağı’nda bazı yeni anlayışların da önem kazandığını görüyoruz. Arkaik duruş, bütün blok ifadesi ve sakin tavırların heykellerde aynen kalmasına karşılık, tüm figürün yapılışında yeni bir atılım yapılır. Bu, vücut oranlarında esas ölçülere olan önem veriştir. Bu özellik, aslında Akkad çağının gözleme dayanan buluşudur. Normal vücut ölçüsü görüşünü göz önünde tutarsak, Gudea’nın ayakta ve oturan heykellerinin Eski Sümer Sanatı anlayışı içinde yapıldıklarını kabul etmemiz gerekmektedir. Gudea’nın heykellerindeki kitle ve blok, tamamen bu heykel anlayışını yansıtır.

Fakat normal oran ve ölçülerde heykeller de yapılmıştır. Naramsin zamanında yapılmış olan heykeller arasında Urnungirsu’nun heykeli, ellerin ve ayakların işlenişi bakımından, modelin iyice incelendiğini göstermektedir.

Gudea ve oğlu sakalsız şekillendirilmiştir. Saçları da kıvırcıktır. Bu devirde saçlar tamamen kazınmakta ve başa peruka takılmakta idi. Gudea’ nın başı enerjik bir anlatım içindedir. Kaşlar stilize olmakla beraber, heykel genel havası içinde gözleme dayanan bir canlılık gösterir. Saçların süs durumuna ve bazı stilize unsurlara rağmen sert anlatım farkedilmektedir. Gudea’nın birkaç başı, bilhassa güzel şekillendirilmiştir. Gözlerin biçimlendirilişi, bombeli göz kapakları, ileri çıkıntılı ve güzelce taranmış kaşlar, etli şişkin dudaklar dikkati çekmektedir. Genel duruşu içinde hiçbir iç ifadesi görülmeyen başın üstünde, yuvarlak bir başlık vardır. Yüz cildi yumuşak bir anlatım içindedir. Bu yumuşak anlatım Akkad sanatının özelliğidir. Yeni Sümer Sanatının başındaki sert anlatım ile sonraki yumuşak anlatım dikkate alınınca, Yeni Sümer Çağında hem sert, hem de yumuşak heykel anlatımının ifade olanağı olarak değerlendirildiğini görürüz. Fakat bu genel gelişi üzerinde, kaba kitle anla tımından ince form anlatımına gidiş, ya da cansız ve ruhsuz kaba anlatımdan organik ayrıntıları veren optik görüntülü bir anlatıma gidildiği görülmez.

“Gudea’nın başı”nda da saç tuvaleti ayni olup, yuvarlak formdan köşeliliğe, organik madde anlatımından kübik-blok anlatımına yönelmiştir. Rölyeflerde Naram-sin sanatının etkisi görülüyor. Figürlerin fazla çıkıntı yapılmadan anlatımı, kukla duruşunda oluşları ve öne doğru uzanan sakallar, Sümer sanatının özelliklerini koruyor. Daha sonraları Babilon-Asur sanatında büyük rol oynayarak heykel kaidelerinin önünde şekillendirilen aslanlar, bu devirde yapılan tanrı heykellerinde de görülmektedir. Susa’da bulunmuş olan Tanrıça “İnnin’in Oturan Heykeli”nde Sümer-Akkad birleşimi bir hayvan motifi dikkati çekiyor. Bu hayvanların, bundan önceki devirlerde gördüğümüz gibi, koruyucu bir anlamları vardır ve düşmanın üzerine atlamağa hazır bir duruştadırlar.

Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi